EVLİLİK NEDİR?
Hepimizin eninde sonunda sorduğu bir soru evlilik nedir? Bence evlilik, çöl ile suyun birleşmesidir. İkisi de zıt gibi görünse iki ruhun birbirlerine susamışçasına özlemidir. Ancak su fazla olursa çölü bir bataklığa çevirir, çöl fazla olursa suyu kurutur. Ancak dengede olduğu zaman çöl ve su bir anlam taşır. İşte evlilikte esas olan dengedir. Sevgide, saygıda, paylaşımda bir denge olmalı.
Evleneceğimiz kişi ile ve sonrası yıllarda hep tatlı hayaller kurmaz mıyız? Ancak geçen yıllar, o pembe hayallerin üstünü bir karabulut gibi örtmez mi? Neden? Eşler birbirlerine zaman içinde alışırlar ve kendilerini birbirleri için vazgeçilmez gibi görürler. Artık eskisi gibi kendilerine dikkat etmez ve diğerine hoyratça davranışlarda bulunmazlar mı? İşte artık evlilikte tehlike çanları çalmaya başlamıştır. Çöl ve su birbirlerini sevdiği ve birbirlerine ihtiyaçları olduğu gerçeğini görmezlikten gelmeye başlamışlardır. Aslında her ikisi de sevgiye ve ilgiye muhtaçlardır. İletişimin geliştiği bu günlerde insanlar hep sevgi ve ilgi aramaktadırlar. Sanal da olsa ruhlarını tatmin etmeye çalışmaktadırlar.
Çocuklar ise olaya başka bir boyut kazandırır. Artık her şey çocuklar için yaşanmaya başlar. Onların gelecekleri üzerine planlar yapılırken çöl çöllüğünü unutur su ise su olduğunu.
Bu iletişimi öncelikle en yakınımızda arayalım. Empati yapalım ve de sempatizmi de unutmayalım. Sevgi ve saygı istenmez, yaratılır. Çöl severse sevilir, Çöl saygınsa sayılır. Yine aynı değerler su için de geçerlidir.
Bugün tekrarı yok gerçeğini vurgulayarak şimdiki zamanı en iyi şekilde yaşamak ve elimizdeki değerlerin kıymetini bilerek yaşantımızı devam ettirmek çok zor sizce?
Evlilik aşkın sonu değil
Evliliğin bir son gibi algılandığının, ancak aslında bir 'başlangıç' olduğunun altını çizen Evlilik Terapisti İlkim Öz, evli çiftlere şu önerilerde bulunuyor:
- Eve elinizde çiçeklerle gelin, evlenmeden önce ona aldığınız gülleri unutmayın.
- Flört etmeye ara vermeyin. "Evlendik artık ne flörtü?" derseniz aşk, evinizin ve yüreğinizin pencerelerinden uçup gider.
- Evin içinde dizleri çıkmış eşofmanlarla dolaşmayın. Evet, rahat giysileriniz olsun üzerinizde, ama bu itici olmanız anlamına gelmez.
- Bazı hafta sonlarına seyahatler serpiştirin.
- Gün içinde birbirinizi arayıp sevgi ve aşk sözcükleri mırıldanın, böylelikle aşk evliliğinizde de nefes alacaktır.
- Eşinize asla bela okumayın, küfür etmeyin, küçümseyen kelimeler kullanmayın, hakaret etmeyin, zayıf yanlarını yüzüne vurmayın.
_________________________________________________
EVLİLİK REHBERİ
Evlilik bilgileri her gence lazım olacak bilgilerdir. Bu bilgiler, müslümanların yazdığı yazılardan değil de piyasadaki dinsizlerin yazdığı kitaplardan öğrenilirse, bunlar dinî ölçülere göre hazırlanmadığı için hatta dinî yıkmak hayayı yok etmek gayesiyle yazıldığı için insan yanlış yola sapıklıklara girmiş olur.
Sorup öğrenmeyen de Cima' (ilişki) konusunda bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimânın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olur. Bunun için bu mahrem bilgileri ehlinden öğrenip tatbik etmek gerekir. Dünyada Cenab-ı Hakkın yarattığı en zevkli şey cimadır. Çünkü insanlık bu yolla devam etmektedir. Bu arzu olmazsa nesiller devam etmez. Bu zevk içindir ki, nice cinayetler işlenmekte, nice ocaklar sönmektedir. Bu zevki dinimiz yasaklamadığına hatta emrettiğine göre bunu meşru yolla yani dinimizin bildirdiği ölçüler dahilinde elde etmeye çalışmamız şarttır. Bunun için de bu bilgileri bilmemiz gerekir.
Bu arada önce kısaca flörtten de bahsedelim. Flörtten kaçmalıdır! Flört; kız ve erkeğin arkadaşlık kurmasıdır. Gerçekte evlenecek gençlerin böyle bir arkadaşlığa asla ihtiyaçları yoktur. Dînen de câiz olmayan bu arkadaşlığın, birçok mahzurları vardır. Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir. Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü bir mâcerayla sonuçlanır. Ateşe atılanın yanacağını bilmesi başka, tecrübe için kendini ateşe atması başkadır. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz. Ataşle barut bir arada durmaz.
Flört, akıl-mantık hislerini altüst eder. Flörtün en mühim özelliği de, sık sık arkadaş değiştirmektir. Kızı kandırıp terkeden erkek hâin, kandırılan kız da maskara durumuna düşer.
Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu müslüman bir kız için bundan büyük felâket olmaz. Flörtle meydana gelen tahrîk, gençleri huzursuz, rahatsız ve saldırgan hâle getirir. Flört, birçok gençleri serseri, müsrif ve perişan hâle sokar. Flört, gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık, düşmanlık, anarşi ve çeşitli rûhî bunalımlar doğurur. Hattâ intiharlara sebep olur. Flört arzusu, tenhada buluşmaya dâvet eder. Sonunda, birçok gencin başı belâya girer.
Flörtte iş eğlenceye dökülünce, genç erkeğin güveni sarsılır. Önce kızı zorlar, arzusuna kavuşunca da kızı ayıplar, düşük karakterli diye ona hakaret eder. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra hep soğukluk olur. Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken câzibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir câzibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka bir eğlenceleri kovalar. Onun için bu hususta kız ve kadın, çok hassas olmalıdır.
Bunları yazdık ama, gençlere bunlar manasız gelir. Çünkü birisine gönlünü kaptıran gence verilecek nasihat, deli saçması kasul edilir. Ounun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz. Ne bâriz olayları gösterseniz görmez.
Gençlere tavsiyemiz,. sâlih ana-babanın tavsiyelerine mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlatlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firâsetle bakar.
İlk Gece:
İlk İlişki konusunda çok kimse bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimânın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olur. Bunun için bu mahrem bilgileri ehlinden öğrenip tatbik etmek gerekir.
Nikâhtan sonra, zifaf (gerdek) gecesi, evlilik hayatının en mühim bir devresidir. Eşler mümkün mertebe temizliğe riâyet etmelidir. Temiz ve güzel kıyâfet, ilk gecede tesirli olur. Zifaf odası tenha, emniyetli bir yerde olmalıdır. Dâmadın, evlilik tecrübesi olan, güvenilir bir sağdıçın tavsiyelerinden istifâde etmesinde mahzur yoktur. Fakat, sağdıç olmasa da olur.
Bu gecede eşler birbirine çok samimî, nazik ve yumuşak davranmalı, sevgi ve şefkatle yakınlaşmalıdır. Erkek, eşini gerdeğe psikolojik yönden iyice hazırlamalıdır. Ona cesaret vermeli; endişelerinin yersiz olduğunu, onu da rahat bir atmosferde konuşturarak izah etmelidir. Eşini incitecek küçük davranış, hattâ imâdan sakınmalıdır. Eşinin, özellikle bu gecede sevgi ve şefkat görmeye, iltifat işitmeye çok ihtiyacı olduğu bilinmelidir.
Erkek aceleci ve kaba olmamalıdır. "Artık evlendik, ona istediğim gibi sahip olurum" gibi bir düşünce son derece yanlıştır. Cima', aşk oyunları sırasında meydana gelen bir hâdisedir. Temasa her iki tarafın da aktif şekilde katılması gerekir. Nitekim Peygamber aleyhisselam da bu hususa dikkat çekerek, erkeğin, eşinin haklarına da riayet etmesini istemiştir. Cinsî tatmin, kadının da hakkıdır.
Genç kız da eşinin heyecan ve sevgisini paylaşmalı, kendisini ona tabiî ve fıtrî bir şekilde, isteyerek teslim etmelidir. Cima'nın bir yaratılış vazifesi olduğunu düşünmeli, mânâ ve hikmetlerini hatırlamalı, sevgisine ve yaratılış özelliklerine güvenip, yersiz korku ve endişelerden sıyrılmalıdır.
Düğünün stresli ve gergin ortamından sonra eşler, uykusuz, yorgun düşebilir. Bu bakımdan cima'ya çoğu zaman hazır olmazlar. Bu durumda, ilk cima' te'hir edilebilir. Bunun hiç mahzuru yoktur; aksine çok faydası olabilir. Bilhassa dâmad düğünden önceki gün iyi bir uyku çekmeli, düğün günü de gıdasına ve bilhassa tatlı şeyler yemeye dikkat etmelidir.
İlk gece, eşler için en meraklı heyecanların yaşandığı andır. Yıllar yılı beklenen, hasretle gözetlenen, genç kız ve delikanlının rüyâlarını süsleyen, sevinçli, tatlı ve heyecanlı bir zaman. Daha önce gayrı meşrû hayat yaşayan bu duygudan mahrum kalır.
Dâmad, tebessüm ve nezâketle içeriye girmeli, geline selâm vermeli ve onu tebrik etmelidir. Moral verici sözlerle gelinin gönlü alınmalı, heyecanını yatıştırmaya çalışmalıdır. Gelin de ona güleryüzle karşılık vermeli, lüzûmsuz somurtkanlık ve çekingenlik göstermemelidir.
Bu gece, iki rek'at nâfile namaz kılıp duâ edilir. Ayrıca ilk gece kılınacak iki rek'at namazdan sonra "Allahümme bârik lî fî ehlî ve bârik li-ehlî fiyye. Allahümme'rzuknî minha ve'rzukha minnî. Allahümme'cma' beynena ma cema'te fî hayrin ve ferrık beynena izâ ferrakte fîhayrin." duasını okumalıdır.
Gelinin ayağı bir leğende yıkanır, odanın köşelerine serpilir. Bugünlerde kavuşmanın şükrü ve gelecek günlerin saâdeti için, Allahü teâlâya duâ edilir.Bu gece yapılan dualar makbul olduğu için fırsatı iyi değerlendirmelidir. Evliliğin hayırlı olması için Allaha yalvarılmalıdır.
Bu arada, oturup, bir müddet sohbet etmelidir. Böylece, fazla heyecan atılmaya çalışılır. Her kız, bu ilk gecede, az-çok ürkeklik ve çekingenlik gösterir, utanır, sıkılır. İlk defa bir erkekle başbaşa buluşmanın, ona açılmanın utancını hisseder. Bu hâli, gayet tabiîdir, hoş karşılanmalıdır.
Erkek kızı hiç sıkmadan ve zorlamadan, samimî bir yakınlık göstermeli, ürkekliğini gidermeye çalışmalıdır. Kız konuşmaktan, ona açılmakdan çekinse bile, erkek samimi sohbet ve yakınlığı sabırla sürdürmeli, onun gönlüne yavaş yavaş girmelidir. Kızın sessizce dinlemesi ve arasıra hafif karşılık vermesi de kâfidir.
Dâmad, güler yüzle yaklaşmalı, gönül alıcı sözler söylemeli, iltifat etmeli, eşini kutlamalıdır. Bu tavır genç kızın heyecanının teskininde çok faydalı olur. Bütün mesele, öpüp okşayarak kızı cima'ya hazır vaziyete getirmektir! Acele etmemelidir. İlk gecenin değişmez bir ölçü olmadığı unutulmamalıdır. İlk gece yalnızca bir başlangıçtır. İlk deneme başarısız olabilir, bu normal kabul edilmelidir.
İnancı gereği kadından uzak kalan erkek, çoğu zaman kadını yakından gördüğünde, veya dokunmasıyla hemen boşalabilir. Ümitsizliğe kapılmayıp, bir müddet sonra ön hazırlıktan sonra, tekrar harekete geçilir.
İkinci halde ilk heyecan geçip hemen boşalma olmayacağı için ön hazırlık daha rahat şekilde yapılabilir. Bu durum çok önemlidir. Bu durumu bilip kendilerini buna göre ayarlayan eşler rahat eder. Olduydu olmadıydı endişesine kapılmaz. Çünkü bu normal bir olaydır. Birkaç saat dinlenilebilir veya ertesi güne tehir edilebilir. Böyle bir durumda genç kız da durumu kabul etmeli, anlayışla karşılamalıdır.
Temas başarıyla neticelenince, erkek mutluluk hislerini eşiyle paylaşmalı, ona teşekkürlerini sunmalı ve bütün bir hayat boyunca saadetlerinin devamı için duâ etmelidir.
Zifaf gecesinde kızda ürkeklik ve çekingenlik görüldüğü zaman, erkek, ilk karşılaşmanın normal bir neticesi olan bu hâli hoş karşılamalı, lüzumsuz telâş ve sabırsızlık göstermemelidir. İlk geceki kabalıktan doğacak ürkeklik, incinme ve tatsızlık, daha sonra uzun müddet silinmeyen tesirini gösterir. Bunun gibi, o gecenin sabır ve nezâketinin mükâfatı da sonradan görülür.
İlk olarak bir erkekle buluşmak, yıllarca barındığı âilesinden ayrılıp, yeni bir âile hayatına girmek, bir kız için elbette çok mühim bir olaydır. O anda, erkeğin geniş şefkat ve sevgi kanatlarına ihtiyacı vardır. Bir kadın, kendisiyle buluştuğu ilk erkeği asla unutmaz. Eğer kadın ilk zifaf gecesinde tatlı heyecanlar yaşamışsa, sevgi, sabır, nezâket ve geniş bir anlayışla karşılaşmışsa, o erkeğe ömür boyu minnettar kalır. Bu ilk hâdise, kadın için unutulmaz bir hâtıradır. Hattâ o adam o kadını sonradan terketse, hayâl kırıklığına uğratsa bile, kalbindeki o esrarlı hâtıra dâima yaşar.
Gerdek gecesi, erkeklik gösterisi sanılan, "kedinîn bacağını ayırmak" gibi kabalık uygun değildir. Bilhassa bu gece, erkek de çok nazik olmalıdır! Kadını yaralıyacak, "zayıfsın, şişmansın, uzunsun, kısasın, yaşlısın" gibi sözlerden uzak durmalıdır! Beklediğimden daha güzelmişsin gibi sözlerle iltifat etmeledir.
Gerçekten de cinsî temasa her iki tarafın da ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmış olmaları, erkeğin eşini başarılı bir şekilde uyarması ve her ikisinin de cinsî heyecan bakımından tatminkâr bir seviyeye çıkmaları hâlinde neredeyse hiç acı duyulmaz. Aşırı heyacan, aşırı zevk ağrı hissini ortadan kaldırır. Savaşta ve kavgada yaralanma, neden sonra kan görülmesi ile anlaşılır. Bu arada, eşlerin birbirine yardımcı olması, bilhassa erkeğin çok sabırlı, anlayışlı ve şefkatli olması gerekir.
Bir kadın, sevmediği bir erkekle evlenmişti. Çocukluğundan beri aldığı terbiye, cinsî ilişkinin utanılacak ve korkulacak bir iş olduğunu telkîn etmişti . Hoşlanmadığı kocasıyla zifaf gecesinde ilk defa yalnız kalınca, ruhunda büyük bir sarsıntı duymuştu. Kocası, kendisine hodbince bir ihtirasla sarılmış, hiçbir okşama ve sevme hareketi göstermeden, cinsî temasa başlamak istemişti. Bu zâlim ve sert harekete karşı koymuş, fakat biraz sonra mukavemeti kırılarak, kendisini onun hayvanca arzularına terketmişti. Kocası vahşi bir istekle ve kadının inlemeleri, kıvranmaları ve gözyaşları arasında, cinsî teması te'mîn etmişti. Kadın bu temastan müthiş bir acı duymuştu. Evlilik müddetince birkaç defa daha vukua gelen cinsi temas esnâsında ve temastan sonra da saatlerce devam eden ağrılar çekmiş, hiçbir defasında en ufak bir zevk duymamıştı. Gerek ilk gecenin te'siriyle, gerek sonraki temasların verdiği acı dolayısıyla, genç kadının ruhunda cinsî temasa karşı müthiş bir korku ve nefret hissi yerleşmişti. Bu yüzden hayatları tahammülsüz bir hâle gelerek, evlendiklerinden altı ay sonra ayrılmışlardı.
Zifaf gecesinde acı duymak korkusu, yabancı bir erkekle en mahrem buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş gibi, çok mühim bir dönüm noktasında bulunuşu dolayısıyla, kadının göstereceği çekingenliği anlayışla karşılamalıdır.
Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini teskîn ettikten sonra, nâzik ve yumuşak bir sûrette birleşmelerini te'mîn etmek, erkeğin vazîfesidir. Netice olarak; zifaf gecesinin ilk teması ve sonrasında, dikkatli, sabırlı ve ihtiyatlı olmalıdır. Bu hususlara dikkat edilmezse, cinsî temastan kadın, zevk yerine acı ve ıztırab duyabilir.
Ön Hazırlık:
Gerdek gecesinde diğer mühim husus da, ön hazırlığın gelini ürkütecek ve gönlünü soğutacak bir vaziyette olmamasıdır. Bunun için bir de, soyunma sırasında dikkatli olmak gerekir. Bir kere dâmâd, gelini kendi eliyle soymaya kalkması doğru değildir. Kız isterse soyabilir. Gelin ve dâmâd, kendi kendine soyunmalıdır. Gelinin karşısında çırılçıplak soyunmak da uygun değildir. Ekseriya gelin, erkeğin karşısında ilk defa çıplak olarak görünmekten ve erkeği çıplak olarak görmekten dehşet ve sıkıntıya düşebilir.
Soyunma sırasında, utanma hislerinin muhafazası için, bu işin de perdelenmesi gerekir. Bunun için ya lâmba söndürülmeli veya az ışıklı gece lâmbası bulundurulmalıdır. Çıplak vücudla ortada görünmenin vereceği sıkıntıyı hesaba katmalıdır. Bu durum edebe de aykırıdır.
Ba'zı erkekler, zifaf gecesinde hem kendi vücudlarını teşhir eder, hem de kadını tamâmen soyarak, kaba ve hoyratça davranışlarıyla, gelini sıkıntı içinde bırakırlar. Bundan dikkatle sakınmalıdır. Soyunma olayında, ayakta büsbütün soyunmaya kalkışmamalı, yalnız üstteki kaba elbiseler çıkartılmalıdır. İç çamaşırları, yorgan altına girdikten sonra çıkarılmalıdır.
Cinsî temasa başlamadan evvel euzü besmele söylemeli ve "Allahümme cennibna'ş şeytane ve cennibiş-şeytane ma razektena" duasını söylemelidir. Bu duayı ezberlemeli ve her zaman temasdan evvel okumalıdır. Ve yine bu geceye mahsus olmak üzere temasdan evvel "Allahümme bismike estehlaltü ferceha ve bi-emânetike ehaztüha. Allahümme fema kadayte şey'en min rahmiha fec'alhü bârren takıyyen, vec'alhü müslimen seviyyen ve la tec'alhü müfsiden şerîken li'ş şeytan" şeklinde dua etmelidir. Bu dua başka zamanlarda da temasdan evvel yapılabilir.
İlk Temas:
Zifaf gecesinde aşk oyunu önemlidir. Aşk oyunu nâzikâne, erkeğin gelini heyecana getirme tekniği mükemmel olduğu zaman, kadın ne kadar utangaç olursa olsun, yavaş yavaş eşine itimadı çoğalmaya ve rahatlamaya başlar. Ondan sonra teslimiyet duygusu artar, çekingenlik yerine arzu doğmaya başlar. Birçok gelini inciten ve ürküten şey, eşlerinin bu gece kaba ve anlayışsız davranmalarıdır. Henüz mahcûbiyet içinde bulunan bir gelini, evlilik hayatına yavaş yavaş alıştırılmalıdır.
Dâmâd, gelinde arzu uyandırma yollarını aramalı, utangaçlık hislerinden kurtulmasına yardımcı olmalıdır. Normal bir kadın, belki kocasının arzusunu tahrîk etmek için önce çekingen davranır. Aslında o, fethedilmekten hoşlanır. Fakat mukavemetin kaba bir şekilde kırılma teşebbüsünü asla hoş görmez. Bunun için güvey, nezâket, sabır ve incelik hususlarını asla gözden uzak tutmalıdır.
Gelin de, hayatının belki en heyecanlı anlarını yaşayan eşinin başarısını baltalayacak davranışlardan, mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.
Bekâretin İzâlesi:
Normal vasıfları taşıyan kız ve erkek için, bunun bir zorluğu olmaz. Yapılacak iş; aşk oyunlarıyla temas ortamı hazırlanır, gelin o safhaya geldikten sonra, ya'nî münasebeti kolaylaştırıcı kaygan sıvı gelince, üstten aşağı hafif kuvvette bir tazyikle zifaf münasebeti tamamlanır. Böyle kaygan sıvı gelmese de, bu iş rahatça gerçekleşir. Cinsîyet organlarına bir miktar vazelin sürmek bu işi kolaylaştırır. Zaman ilerledikçe kadının aletinde kaygan sıvılar ifrazı artacağından münasebet daha kolay olacak, kadın da gittikçe daha az acı hissedecek, acı zevke dönüşecektir.
Kızlık zarının yırtılmasında, kanama ve acının hafifletilmesi için eşlerin yatakta alacakları pozisyon önemlidir. Bunun için, genç kız bacakları ayrık ve dizleri bükülmüş vaziyette sırt üstü yatmalı; erkek diz ve dirseklerinin desteğini kullanarak, cinsîyet uzvunu eşinin döl yoluna üst taraftan ve üst kenarı boyunca, aşağı doğru kaydırarak sokmalıdır. Burada cinsîyet organının hazneye girişinde, eşinin hazne ağzının tabiî açıklığı yardımcı olur. Bu esnada zar gerilir ve yapılan basınçla, umumiyetle iki yerden ve arkaya doğru yırtılır. İşte, sözü geçen çok hafif ağrı bu anda, zarın direnci ile erkeğin cinsî uzvunun yapacağı güçlü tazyik karşı karşıya geldiğinde duyulur. Böyle bir durumda genç kızın kalçalarını küçük bir hareketle kasarak eşine yardımcı olması iyi olur. Aslında temas öncesinde, genç kızın cinsî bakımdan başarılı bir şekilde uyarılması, temasın her iki taraf için de kolayca tahakkukuna yeterlidir. Cinsî tatmine erişen genç kızın ve erkeğin cinsî organlarından gelen kaygan sıvılar işi kolaşlaştırır
Böylece erkeğin cinsî organı, eşininkine kolayca girer. Ama asıl çözüm, temas öncesi hazırlığın ideal şekilde yapılmasıdır. Kadın, okşama ve sevişme ile hazır vaziyete gelmiş olmadır! Bu olursa, başka bir tedbire ihtiyaç duyulmaz.
Çoğu zaman ilk birleşmede kadının heyecanlanarak veya acemilikden dolayı kendisini kasması, penisin içeri girişine mani olur. Bu durumlarda kadının erkeğin üzerine oturması, penisin kadının cinsî organına daha rahat girmesini ve böylece ilk birleşmenin daha kolay başarılmasını temin edebilir. Penisin girişinden sonra umumiyetle bir çorba kaşığı dolusu kan gelir. Bu kanın gelmesiyle kadın kendisini çeker, çoğu zaman birleşme burada biter. Erkeğin eğer inzal vâki olmamışsa, burada kendi kendinî rahatarak işi bitirmesi uygun olur.
Zarın yırtılmasıyla gelen kan durmazsa telâşa mahal yoktur. Genç kız sırt üstü vaziyette dizlerini kaldırıp bacaklarını kasarak bitiştirirse, kanama çoğu zaman kendiliğinden durur. Nadiren de olsa durmayıp aktığı görülür. Bu takdirde derhal bir doktora müracaat edilmelidir.
Tahrişten dolayı aşırı acıma olursa, kadın ızdırap duyuyorsa sonraki temaslar için bir-iki gün ara vermek iyi olur. Ama bu da şart değildir. Karşılıklı istek varsa, ertesi gün veya birkaç saat sonra temas yapılabilir. Aşırı istek acıyı hissettirmez. Hatta bu acı tatlı gelir. Kadınlarda evliliğin başlarında her temasda hafif acılar hissedilir, bu acılar giderek kısa bir müddet, bazen de bir ay kadar sonra kaybolur.
Gerçekten de cinsî temasa her iki tarafın da ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmış olmaları, erkeğin eşini başarılı bir şekilde uyarması ve her ikisinin de cinsî heyecan bakımından tatminkâr bir seviyeye çıkmaları hâlinde neredeyse hiç acı duyulmaz. Aşırı heyacan, aşırı zevk ağrı hissini ortadan kaldırır. Savaşta ve kavgada yaralanma, neden sonra kan görülmesi ile anlaşılır. Bu arada, eşlerin birbirine yardımcı olması, bilhassa erkeğin çok sabırlı, anlayışlı ve şefkatli olması gerekir.
Zifaf gecesinde acı duymak korkusu, yabancı bir erkekle en mahrem buluşmanın verdiği utanma hissi ve kızlıktan kadınlığa geçiş gibi, çok mühim bir dönüm noktasında bulunuşu dolayısıyla, kadının göstereceği çekingenliği anlayışla karşılamalıdır. Onu samimiyetle kendisine alıştırdıktan ve ürkeklik hislerini teskîn ettikten sonra, nâzik ve yumuşak bir sûrette birleşmelerini te'mîn etmek, erkeğin vazîfesidir.
Netice olarak; zifaf gecesinin ilk teması ve sonrasında, dikkatli, sabırlı ve ihtiyatlı olmalıdır. Bu hususlara dikkat edilmezse, cinsî temastan kadın, zevk yerine acı ve ıztırab duyabilir. Şunu da belirtelim ki, ilk zifaf ilişkisinde, arzulanan cinsî zevkin bulunamaması olağandır. Yeter ki daha sonrasında, noksanlar tamamlansın!
Zifaf Engelleri:
Zifaf gecesi, ciddî bir engelle karşılaşıldığı zaman, ilişkinin daha sonraki gecelere te'hîr edilmesi gerekir. Meselâ kızın hayız hâli devam ediyorsa, beklemeyi tercih zarureti vardır. Esâsen gerdek gecesinin, kızın hayızdan temizlendiği zamana getirilmesi gerekir. Zifaf ilişkisinin de, illâ ilk gecede tamamlanmış olması gerekmez. Sabır ve anlayışla hareket edilirse, sonraki gecelerde güçlük ve engeller ortadan kalkar.
Ba'zı erkekler, bu gece kapıldıkları aşırı heyecan sebebiyle, geçici iktidarsızlığa düşebilirler.İlk öpmede, sarılmada boşalabililer. Kız da bunu normayl karşılamalıdır. Gerdek gecesi böyle bir olayla karşılaşılırsa, teşebbüsü birkaç saat geciktirmek veya sonraki gecelere bırakmak gerekir. Çünkü bu durum geçici bir başarısızlıktır; bir müddet sonra heyecan geçer. Vaziyete göre birkaç saat veya birkaç gece sürebilir.
Zifaf engellerinin başlıcaları:
Kızın aşırı ürkekliği: Bu durum, birçok kızların öteden beri sâhib olduğu zifafın çok sıkıntılı geçeceği gibi ba'zı yanlış kanâatten dolayı olabileceği gibi, o gece erkeğin kaba bir "erkeklik" gösterisiyle, sabırsız, nezâketsiz ve hoyrat davranışlarından da ileri gelebilir.
Erkeğin endişesi: Ba'zı erkeklerin, zifafta başarısız kalma endişesinin içlerinde yer etmesi, bu hisler içinde telâş ve heyecan göstermesi; ayrıca temas esnâsında "erken boşalma" hâliyle karşılaşmaları, geçici bir başarısızlık sebebi olabilir.
Çeşitli tesirler: Birçok yerlerde görülen zifaf neticesini bekleme âdetlerinin, erkek üzerindeki psikolojik baskısı, zifaf mekânının elverişsiz, gürültülü ve görüntülü bir yerde oluşu, o anda kadında beklenmedik tatsız bir hâlin görülmesi, o kadına karşı duyulan sevgi, şefkat ve hürmet hislerinin aşırı dereceye varması, geçici iktidarsızlık sebeplerine dâhildir.
İşte bu gibi hallerle gerdekte cinsî başarısızlığa uğrayan, bunun geçici olduğunu idrâk edip, ilişkisini daha sonraki gecelere ertelemelidir.
Bekâret Hususiyetleri:
Bâkire kızın zifaf gecesinde, yanlışlıkla haksız bir muâmeleye uğramamasına dikkat etmelidir. Ba'zı kızların zifafında - kızlık zarının özelliğinden dolayı- zedelenme ya'nî yırtılma olmaz, bekâret işâreti açıkça görülmez. Bu incelik bilinmezse, yanlışlıkla töhmet ve hataya düşülebilir. Böyle bir duruma meydan verilmemelidir. Bekâret hususunda kuvvetli şüphe hâsıl olup da, iffetsizlikle itham durumu ortaya çıkarsa, kadın doktoruna başvurulabilir.
Sayıları, % 5 gibi az da olsa, ba'zı kızların ilk cinsî temasında, bekâretlerinde bir değişiklik olmadığı bilinmektedir. Bunlar daha çok "halkalı, hilâlli" kızlık hâllerinde olur. Bunlardan bir kısmı, ilk doğuma kadar bâkire kalabilir. Tabiî ki bu özelliklere sâhip olup da zifaf hâlinde zedelenme olmıyan kızlıklardan, genelde beklenen kan işâreti de görülmez.
İşte böyle bir durumda, bu işin inceliğini bilmeyen ve "bâkire" bir kızla evlendiği inancıyla zifafa giren bir erkek, burada beklediği işâreti göremeyince, telâş ve endişeye kapılabilir. Ortada kesin deliller olmadan, nâmusli bir kadını "fâhişe" olarak itham etmek de, büyük günahtır. Bütün bunlar hesaba katılınca, mutlak bir işâret görülmedi diye ortalığı karıştırmak da, gerçekten lüzumsuz ve mes'uiyetli bir durumdur.
Ne var ki, zifafta eşini bâkire olarak bekliyen bir adam da, aradığını bulamayınca, en azından vicdânen şüpheli ve huzursuz olacaktır. Bunun sıkıntısından kurtulmak için:
Ya yukarıdaki ihtimâlleri düşünerek hüsn-i zanla davranmak ve bir mes'ele çıkartmamak; yahut şüphe ve sıkıntıyı atmak için, gelin-dâmad arasında, özel bir kontrol ve anlaşmayla, mâkul ölçülerde neticeyi tatlıya bağlamak; veya lüzum görülürse, uzman bir hekime gösterip işin mâhiyetini öğrenip gereğini yapmak gerekir.
Bir zifaf olayı: Muâyene odamın kapısı açıldı. İçeriye, etrafına ürkek bakışlarla giren ve bana doğru yaklaşan bu delikanlı, kısa boylu, kravatsız, esnaftan olması muhtemel. Rengi, asabî insanlara has soluklukta. Yüzünde, büyük ruhî bir sıkıntının ıztırabları okunuyor. Selâm vererek gösterilen sandalyeye oturdu; hayır oturmadı, kendini âdeta bir et yığını gibi bırakıverdi. İsim ve hüviyeti müşâhede defterine kaydedildikten sonra, şikâyeti sorulduğu zaman:
- Karım olacak kız, namuslu bir âilenin kızı. Epey zamandır mahallemizdeler. Her türlü hâlini inceledikten sonra,evlendik. Nihâyet zifaf gecesi geldi çattı. İşte felâket burada başlıyor doktor bey! Bir de ne göreyim? Bekareti yok. Sanki bu anda ânî bir yıldırım çarpmışcasına deli gibi fırladım: "Sen kız değilsin, sen bir yalancısın! Söyle niçin bana bu oyunu oynadın?" diye bağırmaya başladım. Şuurumu kaybetmiştim. Onun boğazına sarılmak, sımak sıkmak, cansız yataktan atmak istiyordum. Ne oldu bilmiyorum. Bizde âdet olduğu üzere, zifaf kapısı arkasında bekliyen yenge ve akrabalar bulunur. Onlar odaya girip elimden kızı kurtarmışlar. Kızı geceyarısı, anasına teslim ederek kovdum. Sabahı zor ettim. İşte felâketim bu!..
Büyük bir sükûnetle dinlediğim bu gence, çok acıdım. Mutlaka kızı bana getirmesini, belki de müjdeli bir haber verebileceğimi söyledim. Söyledim ama, o çok ümidsizdi. Ayrıldı, gitti.
İki saat geçmeden, sekiz kadın geldi. İçlerinde orta yaşlısı da var, ihtiyarı da. Bunlardan bir kısmı oğlan tarafı, diğerleri kız. Muâyene bekleme odasında, birbirine garez gibi öyle haşin bakıyorlardı ki... İki kişi ağlıyor; kız ve annesi. Genç güvey heyecanlı ve asabî. Kız ve erkek tarafından üçer kadını muâyene odasına aldım. Kızı muâyene edince, çocuk gibi seviniyordum. Bu mâsum çehreli kız bâkire idi .Bekâreti halka hâlinde idi.
İki tarafın şâhidlerini çağırıp dedim ki: Kızlık zarı sizin zannettiğiniz gibi, tam kapalı bir perde hâlinde değildir. Bunun üzerined âdet kanının akması için, Cenâb-ı Hak tarafından açılmış, her şahsa göre şekil değiştiren açıklıklar vardır. Bütün insanlardaki bu çeşitler, 6-7 şekilde toplanabilir. İşte sizin kızınızda da halka şekli vardır. Ancak bu kız doğumda bu yırtılır. Ne kadar haksız muâmele ettiğinizi anladınız mı? Birbirlerini bir kaşık suda boğacak kadar kinli olan bu çehreler, değişivermişti; gözlerinin içi gülüyordu. Biraz sonra, bekleme salonunun kapısını açtım. Bu sahneyi hayatımda hiç unutamıyacağım. Muhteşem bir sahneydi bu... Olayı, ortada bir kere daha izah ettim. Kız, hıçkırıklar içersinde, koridorda insanlardan kaçar gibi bir hâli olan, zavallı bir annenin boynuna atılmış; anne onu bütün şefkatiyle kolları arasında sıkıyor: "Benim kızım, yavrum, çok şükür Cenâb-ı Hakk'a. Ben zâten başka bir ihtimâl vermemiştim. Ben seni çok iyi biliyordum." Diğer taraftan dâmadın annesi, oğlunun boynuna atıldı; onlar da bir âlem. Dâmadın elleri sıkılıyor, "Büyük geçmiş olsun" deniliyor. Bu esnâda, artık benim müdâhalem lâzımdı.
Dâmada: Artık herşeyi öğrendin değil mi? Bu temiz kızla iftihar et, kızdan af dile. Ben bunu işitmeliyim, haydi dedim. Dâmad kıza koştu, ellerine sarıldı ve gözleri yaşlı, ondan af diledi. Kız onun boynuna atıldı, barıştılar. Bir bayram havası, bu tablonun azameti yanında hiç kalırdı.
Zifaf Adetleri:
Her memleketin, çeşitli ve farklı özelliklerde evlenme ve zifaf âdetleri vardır. Bunların kimi normal ve zararsız, kimi anormal ve lüzumsuzdur.
Yerleşmiş örf ve âdetlerin yanlış ve zararlı da olsa, tamâmen silinip atılmasının kolay olmaz. Ne var ki, akıllı insan da, kendisini bir takım bozuk ve çarpık âdetlerin esiri gibi kabûl etmeye, hayatını edeb dışı ve kaba-saba âdetlere uydurmaya mecbur değildir. Kendisini menfî ve mahzurlu âdetlerin yaşandığı bir çevrede bulanlar, imkân nisbetinde bunlardan uzak kalabilmenin veya en az zararla çıkabilmenin çâresini aramalıdır.
Zifaf gecesinde, gelin ve güveyin yakınları tarafından dışarıda nöbet tutulması veya sabahleyin çarşaf kontrolü gibi tuhaf ve kaba bir âdettir. Bu bekleyişten asıl maksad, gerdek sonrası bekâret kanını müşâhede etmektir. Ba'zılarında ise, neticeyi ilân cinsînden silâh atma, belli bir işâret ve alâmet gösterme gibi farklı usûller vardır. Bunun doğuracağı zararlar:
1- Gerdeğe giren eşler, o akşam heyecanlı olur. Erkek, bir kontrol durumuyla karşılaştığı zaman daha da endişe duyacak, belki bu sebeble o gece iktidarsızlık görecektir.
2- O gece kapı bekleyenler, ilişkinin vâki olmadığını anladıkları zaman, hem dâmadın mâneviyatını kıracaklar, hem de yanlış bir kanâatın dedikodusunu yapacaklardır. Halbuki herşeyin illâ ilk gecede bitmesini beklemek, lüzûmsuz bir gayrettir, fenâ netice verebilir.
3- Böyle bir baskı ve kontrol altındaki ilişkiden, beklenen netice alınamayınca, gelin-dâmad ve diğer akrabalar arasında, üzücü ve kırıcı olaylar ve kavgalar meydana gelebilir.
4- Zifafta kızlığı yırtılmıyan ve bekâret işâreti açıkça görülmiyen ba'zı kızlar da vardır. Kızlık için mutlaka böyle bir işâret bekleyenler, bunu göremedikleri zaman yanlış hüküm verebilirler. Böylece evliliğin başında, günahsız bir kızın, "iffetsiz" olarak ilân edilmesine sebeb olurlar. Bu da nâmuslu bir kız için, gerçekten çok çirkin bir ithâmdır.
5- Eşler arasındaki mahrem sırların, çevreye yayılması çok mahzurludur. Bu âdetler ise, yeni evlilik ve bekâret mahremiyetinin, halk arasında yanlış ve haksız bir şekilde ifşâ edilmesine sebebiyet verir.
Bunun çâresi: Zifaf gecesinin mahremiyeti, Gelin-güvey arasında kalmalıdır. Şâyet gerdek sonrası, nâmus üzerinde ciddî şüpheler hâsıl olup da, erkek müşkûl durumda kalırsa, ifşaatta bulunmaksızın, bu mes'eleden anlıyan kadınlara veya gerekirse doktora gidip, mahrem çerçevede hakikati öğrenebilir. Aslıda gerdekteki eşlerin, bekâret mahremiyetini müşâhede maksadıyla bir kontrole tâbi tutulması cidden ayıp ve çirkindir. İslâmî edeb ve nezâkete aykırıdır.
İffet ve Bekâret:
Evlilik hayatına bekâretini kaybetmiş olarak giren genç kızları, üç gruba ayırmak gerekir. Bir takımları vardır ki, iyi bir âile terbiyesi almamış oldukları, ruhî-uzvî yapılarında bir anormallik bulunduğu için, şehevî tahrikler karşısında kolayca baştan çıkar ve bir kere baştan çıktıktan sonra, zinaya devam ederler. Bu zina ne kadar tekerrür ederse, içlerindeki ahlâk duygusu o kadar zayıflar ve nihâyet mânevî hayatları tamâmen kurur. Bu gibi kadınları, yüzlerine bakarak teşhis etmek de kabildir. Zira insanın yüzü, iç dünyasını çok sâdıkane bir şekilde aksettirir. Bunların kalbi, sevgi ve sadâkat gibi ahlâkî ve mânevî duygulara karşı tamâmen kördür. Yüzleri kızarmak nedir bilmez. Evliliği ciddi bir müessese olarak kabûl eden ve kadının herşeyden önce ahlâkî şahsiyetine değer veren müslüman bir erkek için, böyle bir kadınla evlenmek, cidden bir bedbahtlık ve tahammül edilmez bir felâkettir.
Bir de ikinci grup vardır. Genç bir kızken tamâmen saf duygularla, bir erkeğe karşı sevgi ile bağlanmıştır. Bu yaklaşma esnâsında, vicdanî mes'uliyet duygusundan mahrum bir erkek, tecrübesiz genç kızın hislerini istismâr ve zaafından istifâde ederek, hâince bir teşebbüste bulunur, onu iğfal etmeye muvaffak olur ve ekseriya bir daha görünmez. Fakat genç kız, o bir anlık zaafının ve tecrübesinin vücudunda bıraktığı izi, ebediyyen saklamaya mahkûmdur.
Bir üçüncüleri de vardır ki, bir kaza neticesi bekâretleri bozulmuştur. Bisiklete binmek v.s. gibi. Elbette bunlar birbirinden çok farklıdır.
Cinsî temas günleri:
Cinsî temas prensip itibariyle her zaman caizdir, ancak kameri ayların ilk, orta ve sonuncu gecelerinde temas mekruhdur. Ancak şehvetlenip mesela yabancı kadınlara bakması, hatta zinaya düşmesi tehlikesi varsa mekruh da olmaz. Bu gecelerin sabahında yap
|